Atatürkçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürkçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2012

19 Mayıs


Berkan Meral Cumartesi, Mayıs 19, 2012

25 Haziran 2011

Laiklik Nedir?

Atatürk, Florya'dan Çekmece'ye doğru bir yaya yürüyüşünde, bir ağaç altında dinlenen ihtiyar bir adama rastladı.

Adam hürmetle ayağa kalktı, Ata'yı selamladı.

Atatürk sordu: "Beni tanır mısın?" ,

"Tanımaz olurmuyum, Evimde resmin bile var!"

Atatürk memnun olmuştu. Konuşmaya başladılar....
İhtiyar: "Bir işine aklım ermedi" dedi.

"Cumhuriyetçiliği, İnkılâpçılığı, Milliyetçiliği, Halkçılığı hatta Devletçiliği anlıyorum ama, şu Laikliği pek kavrayamadım.
Neden herşeyi birden bozdun?"

Ata: "Bunu sana bir hikaye ile anlatayım" dedi.

Amr-İbnl-As, Mısır'ı fethettiği zaman, Halife Ömer'e bir mektup yazmış:
"Burada birçok kütüphaneler, içlerinde de birçok kitaplar var. Bunları yakayım mı, yoksa bırakayım mı?.."
Ömer cevap vermiş: "Kitapları tetkik et, eğer faydasız şeyler ise, yak!
Yok, eğer faydalı şeyler ise yine yak! Çünkü halk o kitapları okudukça, onlara uymaktan vazgeçmeyecekler, eskiyi unutmayacaklar ve bize yani - yeniye ve yeniliğe - daima düşman olacaklardır!.."
Hikayeyi anlatan Ata, ihtiyara sordu:
"Şimdi sana Laikliğin ne olduğunu izah edeyim mi?"

İhtiyar derin bir sezgi ve sağduyu ile cevap verdi:

"İstemez Paşam, hepsini anladım!"

Berkan Meral Cumartesi, Haziran 25, 2011

28 Kasım 2010

Harbiye


Yıldırımlar yaratan bir ırkın evlatlarıyız...

Berkan Meral Pazar, Kasım 28, 2010

10 Kasım 2010

Hasretle Anıyoruz...



"Uçurumun kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içerde ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler...
İşte Türk genel devriminin bir kısa deyimi."

Berkan Meral Çarşamba, Kasım 10, 2010

26 Eylül 2010

Dil Bayramı


İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında 1932 yılında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu 78 yıl önce, 12 Temmuz 1932’de kurulmuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde dil ve tarih, Atatürk’ün en çok önem verdiği olgulardı. Önce 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. Uluslaşmanın en önemli temellerinden bir diğeri de dil idi. Bunun bilincinde olan ulu önder Atatürk, 11 Temmuz 1932 gecesi sofrasında bulunanlara “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sorar. Oradakilerin bu düşünceye katılması üzerine “Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” diyerek Türk Dil Kurumunun temellerini atar. Ertesi gün Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri İçişleri Bakanlığına başvururlar. Sonradan adı Türk Dil Kurumuna çevrilecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur.

Cemiyetin kuruluşuyla birlikte başlayan çalışmalar sürerken, Türk Dil Kurultayının hazırlıkları da başlamıştır. Bu coşku ve heyecan içerisinde Türk Dil Kurultayı toplanır. Kurultaya çok sayıda bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı katılır. Atatürk, Kurultayı baştan sona kadar izlemiştir. Türkçenin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi yolunda Türk Dil Kurultaylarının çok önemli yeri vardır.

Berkan Meral Pazar, Eylül 26, 2010

09 Eylül 2010

Atatürk Suçludur


Biz, asıl suçluyu bir kenara bırakıp suçsuzlarla uğraşıyoruz!
Evet... Bugünkü ortamın tek suçlusu Atatürk'tür!..

Eğer bugün 72 milyon insanımız, Batı Trakya'daki Türkün durumunda değilse, bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'te, kişi başına düşen ulusal geliri 70 dolar olan bir toplum, şimdi 2700 dolara ulaşmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1929 - 39 yılları arasında, bütün dünyada sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye'de yüzde 96 artmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk işçisi, Batı'daki gibi, çocuk yaşta yeraltında günde 14 - 16 saat çalıştığı dönemler yaşamamışsa; bir oy hakkı için bile, Fransız işçisi gibi, 59 yıl kanlı bir savaşım vermek zorunda kalmamışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk kadını; yasal olarak erkeğine eşitse; "köle" değilse, seçme ve seçilme hakkını, Fransız kadınından bile önce elde etmişse; kadınlar bugün Türkiye'de vali, bakan, başbakan bile olabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'te Darülfünun'daki öğrenci sayısı 2100 olan bir Türkiye'de, bugün yüzbinlerce genç üniversitelerde okuyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer açık havadaki klasik müzik konserlerini onbinlerce genç izliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer şeyhülislamlar "fetva" verip Kuran'ın Türkçe basımını engelliyorsa; ezanlar düşman bayraklarının gölgesinde okunmuyorasa; bunun suçlusu odur!

Eğer bugün, Köy Enstitülü binlerce köylü çocuğu,kültür yaşamımıza damgalarını vurabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923'lerde Ortaçağ karanlığında yaşayan bir toplum, bugün 21. yüzyılın aydınlığında bir ölçüde yaşayabilmişse; bunun suçlusu elbette ki odur!

* * *

Atatürk'ün suçları saymakla bitmez.

Bir zamanlar kralların, şahların, cumhurbaşkanlarının, başbakanların Ankara'yı ziyaret için kuyruk olmalarının sorumluluğu da Atatürk'e aittir... Baskı rejimlerinden kaçan yüzbinlerce Batılı bilim adamının bir zamanlar Kemalist Türkiye'yi seçmesinin sorumluluğu da...

Faşit Mussolini'nin bile Türkiye'yi "Avrupalı" saymasının günahı da...

Ama suçlunun suçlarının iyi anlaşılabilmesi için, suçsuzların suçsuzluklarının da unutulmaması gerekir.

Sokaktaki adamın bile "miras hakkı"na dokunulmaz iken... Atatürk'ün vasiyetini çiğneyerek, Türk Dil ve Tarih Kurumlarını devletleştiren, Atatürk'ün miras gelirlerini, devletin aldığı memurlara dağıtan "beş general" suçsuzdur!

"Ben Atatürkçüyüm ve laikim" diyerek, din derslerinin zorunlu olması hükmünü anayasaya koydurtan, Alevi'nin, Hristiyan'ın, Yahudi'nin, "Sünni inancı"nı öğrenmesini zorunlu hale getiren, Marmaris'teki emekli adam suçsuzdur!

Köy Enstitülerini kapatırken imam-hatip liseleri açanlar... Laik liselerde eğitim görenlerin sayısı son 20 yılda 3 kat artarken, imam-hatip okullarını bitirenlerin sayısının 14 kat artmasını sağlayanlar... Menderes'ten, Demirel'e, Özal'dan Yılmaz'a, tüm "Atatürkçü laik" başbakanlar suçsuzdur!

Milli Eğitim Bakanlığı'nı şeriat yanlılarının işgaline terk edenler... Sağlık ve Tarım Bakanlıklarını şeriatçılara peşkeş çekenler... İçişleri Bakanlığı'nın yapısını bozup valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin şeriatçı olması için kollarını sıvayanlar... Hepsi, hepsi suçsuzdur!

Asıl suç, Harp Okulu'nu şeriatçılara açmamakta direnen Kemalistlerdir!..

Sokaktaki adama küfreden suçludur; ama Atatürk'e küfreden suçsuzdur!..

* * *

Erbakanlar, Mezarcılar, Dicleler... Holding solcuları, numaracı cumhuriyetçi liboşlar... Şeriatçı, Kürt ırkçıları...

Hepsi de haklılar!

Onların ayaklarının altına halıları kim döşedi?

1950'den beri bu ülkeyi yönetenler değil mi?...

Kaynak:A.Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 2 Mart 1994 ( Kemalizm Laiklik ve Demokrasi

Berkan Meral Perşembe, Eylül 09, 2010

16 Temmuz 2010

O Eski Türkü


Ulusal bağımsızlık harcıyla temeli atılmış bir cumhuriyeti dünyanın en bağımlı devleti haline getirenler, her Cumhuriyet Bayramı'nda, içlerinde en küçük bir sıkıntı bile duymadan yapay söylevler vermeye devam ediyorlar.

-Atam izindeyiz..

Mustafa Kemal Atatürk, bir Kurtuluş Savaşı'nın önderi ve ulusal bağımsızlığın simgesidir. Atatürk'ün izinde yürünse, devlet ve ülke bu koşullara sürüklenir miydi?

Sen ülkeni, okyanusötesi devletlerin öncü karakokulu yapıp, sınırlarını Amerikan üsleriyle donat; sen, ülke ekonomisini uluslararası tekellerin ahtapot kollarına teslim et; sen, kardeşi kardeşe vurdurtmak için gizli çeteler kur; sonra kalk utanmadan ve sıkılmadan, "Atam izindeyiz, cumhuriyeti koruyoruz" diye siyaset dolandırıcılığı yap!..

Bağımsızlık savaşı, Türk halkının kanı ve alınteriyle kazanılmıştır. Bu kavganın temelinde emperyalizme karşı ulusal direnişin adı olan "milliyetçilik" ve "devrimcilik" yatmaktadır. Bu "milliyetçilik" Demirel'in, Türkeşlerin, Erbakanların, Feyzioğluların milliyetçiliği değildir. Bu "milliyetçilik", bağımsızlık meşalesini ve kurtuluş sancağını ellerinden düşürmeyen yurtseverlerin milliyetçiliği, Mustafa Kemal milliyetçiliğidir.

Aradan geçen zaman, şu yarım yüzyıl, temelinde bağımsızlık harcı bulunan şu koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni, avuç içi kadar ülkelere bile el açacak çaresizliğe sürüklemişse, nerede kaldı Atatürkçülük, nerede kaldı Atatürk milliyetçiliği? Nerede, nerede?..

"Kuvayı Milliyeciler"in bağımsızlık türküleri yerine, Anzavur ordularının, "Kuvayı inzibatiye"nin sinsi soluklarını duyuyoruz her gün.

- Elsiz ayaksız bir yeşil yılan / Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal / Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler / Sen buyurdun kesenleri astılar / Sen uyudun asılanlar dirildi / Mustafa'm, Mustafa Kemal'im...

İşte böyle her gün halk çocukları, aynı ailelerden, aynı halk kökeninden gelen çocuklar birer kurbanlık koyun gibi ardarda, birer ikişer sırtlarından vurularak, kahvehanelerde kurşuna dizilerek, işkence edilerek, yolları kesilerek öldürülüyor. Ve uğursuz politikacılar söylev üzerine söylev vermeye devam ediyorlar.

-Atam izindeyiz...

Cumhuriyetin temelini elsiz ayaksız yeşil yılanlar kemiriyor; devletimiz NATO generallerinin emrinde; ülkemiz IMF'lerin ipoteğindedir!..

Uyan Gazi Kemal uyan!.. Miralay İsmet'lerle uyan... Karabekir'lerle, Çakmak'larla, Albay Bekir Sami'lerle, Yüzbaşı Selahattin'lerle, efelerle, seymenlerle, işçilerle, köylülerle, aydınlarla uyan!... Uyan Gazi Kemal uyan!

Batı'dan Doğu'ya, Güney'den Kuzey'e, Kuvayı Milliyeci'lerle uyan... Uyan Gazi Kemal uyan!

Devletin devlete, insanın insana kulluğunu yok etmek için uyan... Uyan Gazi Kemal uyan!..

UĞUR MUMCU 29 EKİM 1979 - Cumhuriyet

Berkan Meral Cuma, Temmuz 16, 2010

01 Temmuz 2010

Uyan Gazi Kemal!


Atatürkçülük ne
demektir?
...Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir.
Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve
sürdüren bir eylem ve öğretidir.
- Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü
ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere
karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan
çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.
Atatürkçülüğü, "tam bağımsızlık" inancından ayırmanın ve çok
yönlü uluslararası ipotekleri "Atatürkçülük" adına savunmanın hiç
olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam
bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..
- Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat,
adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük
demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk,
ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu
demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe
erişeceğimiz kanısında değiliz...
İşte Atatürk budur, işet "Atatürkçülük" budur...
Kurtuluş Savaşı, kökeninde "antiemperyalist" ve "antikapitalist"
düşüncelerin kutsal harcını taşır:
- Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin
bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek
isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı
kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.
Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci
ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk'ü bugün
içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek,
Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi
saldırıdır.
Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur
demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve
ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist
ilişkileri daha o günden görmekteydi:
- Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının
üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün
uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok,
sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların
yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse
yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların
denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu
artırmaktadır...
Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur!
Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler
de işte bu sözlerdir:
- Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve
bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı
emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu
emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün
insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız...
"Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir" diyen
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika
halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus
borçlarıdır.
- Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır.
Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı...
Atatürk'ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci
düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra yöneten, yönettiğini
sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri
ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak
ve benzetilmek istendi.
Atatürk'ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile
tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur.
Kurtuluş Savaşı'nın yüce önderini "Atatürk Yılı"nda inançla
selamlıyoruz:
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa...

Kaynak : Uğur
MUMCU - Cumhuriyet, 6 Ocak 1981 ( Uyan Gazi Kemal!)

Berkan Meral Perşembe, Temmuz 01, 2010

13 Mayıs 2010

ATATÜRKÇÜ OLMAK

Atatürkçü olmak demek ; O'nun yaptıklarını örnek alıp vatanı ve milleti için yaşayan bir Türk genci olmak demektir.Hatta tüm insanlığa yararlı bir kişi olmak demektir.Ama ilk önce kendi milletimize faydamız dokunacak ki tüm dünyaya bir faydamız olsun.Bazılarının dediği gibi ve bizlerde diyoruz biliyoruz rozet Atatürkçülüğü ile lafda kalan söylemler ile bu memleket ilerlemez.Aksine şuan gördüğümüz gibi güçlü devletler karşısında etkinliği en aza düşer.Aynı Osmanlı Devleti’ndeki gibi ekonomisini sömürgeci kurumlara teslim eder.Bakan koltuğuna gelir elin gavuru oturur.açıklama yapar milletin temsilcisi gibi de sesimizi çıkaramayız.Atatürk'çülük özde değil de sözde olursa ,AB uğruna devletimizin geleceği tehlikeye atılır.Hainler ,bölücüler elini kolunu sallaya sallaya altında şehitlerin yatmadığı yer olmayan bu mümtaz topraklarda dolaşır,etrafta küstah konuşmalar yaparlar.Bir zamanlar bu topraklarda kalabildiğine bile şükreden piskoposlar artık ortalığa çıkıp ağa babalarına güvenerek "ekümeniklik" ilan ederler.Kurtuluş savaşında tamamen temizlediğimiz ve kovduğumuz namert eller bir gün devletin iradesiz makam sahipleri tarafından bilerek ülkenin bağrına silahlı güç olarak yerleştirilirler.O silahlı güçler bunun da rahatlığıyla her yer benim edası ile davranmaya başlarlar.İstedikleri olmayınca da 50 yıllık müttefikleri bir anda kanlı olur çıkarlar.Atatürk'ü kınayanlara tek sözüm var.Kurtuluş savaşında varını yoğunu ortaya koyup bu millet için kenetlenen o güzel insanlar bugün olsa bu olanlara izin verirler miydi?Atatürk'ün önderliğinde kenetlenip 7 düveli kovmuşlar Anadolu'dan.Siz olsanız acaba bu fedakarlığı ve yüksek iradeyi gösterebilir miydiniz?Atatürk ve Yakın arkadaşları (Ekibi) neleri yenmemişler ki isteselerdi vatanı satıp bir ton parayla krallar gibi yaşayabilirlerdi.Ama yapmadılar.Çünkü vatan ve millet sevdalısı idiler.Bugün Atatürk'e karşı savunduğunuz insanlar acaba o devirde aynı iradeyi gösterebilirler miydi?Hiç sanmıyorum.Kaldı ki bugün güzelim devletin geleceğini en kör insanın bile atamayacağı anlaşmalara imza atarak masaüstünde tehlikeye atıyorlar.Devletin eli ayağı konumundaki kurumları yabancılara yok pahasına satıyorlar.Olmayan sorunları kabul ediyorlar ve namerde koz veriyorlar.Atatürk'ü kınamaya hiç kimsenin hakkı yok.O devrin şartları bugüne göre akıl erdirilemeyecek kadar çok zordu.Buna rağmen devlet millet el ele ülkeyi kalkındırdılar.Sanayi hamleleri yaptılar.Dışarıdan mal alımını en aza indirecek adımlar attılar.Aklı selim işler yaptılar.Ya bugün ,ya bugün ne oluyor?şimdiki yöneticilerimizde devleti satar gibi işler yapıyorlar.Söyleyecek sözüm yok.Gören gözlere , duyan kulaklara ve hisseden yüreklere...

Berkan Meral Perşembe, Mayıs 13, 2010