umag derneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
umag derneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2012

Sesleniş


Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adana7da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komunist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım unutma bizi...

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi., hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi,
unutma bizi,
unutma bizi...


Sesleniş, Uğur Mumcu (Düzyazı - Tam)
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi,25/08/1975

Berkan Meral Pazartesi, Ocak 23, 2012

17 Ağustos 2011

Mumcu'dan

“Bir kalem susar, yerini bir başkası alır. Bu kalemler tükenmez. Ne kelepçeler, ne demir kapılar, ne iddianameler ve ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları, bu kalemleri korkutamadı, bundan sonra da korkutamaz.

Kalemler vardır… Sömürünün vurgunun zırhıdır… Kalemler vardır… Özgürlüğün ve barışın silahıdır… Kalemler vardır, gençlerin idam kementlerinde kırılır atılırlar… Kalemler vardır… Resmi belgelere durmadan imza atar ve kalemler vardır, yılmadan usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar…”

Uğur Mumcu

Berkan Meral Çarşamba, Ağustos 17, 2011

16 Temmuz 2010

O Eski Türkü


Ulusal bağımsızlık harcıyla temeli atılmış bir cumhuriyeti dünyanın en bağımlı devleti haline getirenler, her Cumhuriyet Bayramı'nda, içlerinde en küçük bir sıkıntı bile duymadan yapay söylevler vermeye devam ediyorlar.

-Atam izindeyiz..

Mustafa Kemal Atatürk, bir Kurtuluş Savaşı'nın önderi ve ulusal bağımsızlığın simgesidir. Atatürk'ün izinde yürünse, devlet ve ülke bu koşullara sürüklenir miydi?

Sen ülkeni, okyanusötesi devletlerin öncü karakokulu yapıp, sınırlarını Amerikan üsleriyle donat; sen, ülke ekonomisini uluslararası tekellerin ahtapot kollarına teslim et; sen, kardeşi kardeşe vurdurtmak için gizli çeteler kur; sonra kalk utanmadan ve sıkılmadan, "Atam izindeyiz, cumhuriyeti koruyoruz" diye siyaset dolandırıcılığı yap!..

Bağımsızlık savaşı, Türk halkının kanı ve alınteriyle kazanılmıştır. Bu kavganın temelinde emperyalizme karşı ulusal direnişin adı olan "milliyetçilik" ve "devrimcilik" yatmaktadır. Bu "milliyetçilik" Demirel'in, Türkeşlerin, Erbakanların, Feyzioğluların milliyetçiliği değildir. Bu "milliyetçilik", bağımsızlık meşalesini ve kurtuluş sancağını ellerinden düşürmeyen yurtseverlerin milliyetçiliği, Mustafa Kemal milliyetçiliğidir.

Aradan geçen zaman, şu yarım yüzyıl, temelinde bağımsızlık harcı bulunan şu koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni, avuç içi kadar ülkelere bile el açacak çaresizliğe sürüklemişse, nerede kaldı Atatürkçülük, nerede kaldı Atatürk milliyetçiliği? Nerede, nerede?..

"Kuvayı Milliyeciler"in bağımsızlık türküleri yerine, Anzavur ordularının, "Kuvayı inzibatiye"nin sinsi soluklarını duyuyoruz her gün.

- Elsiz ayaksız bir yeşil yılan / Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal / Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler / Sen buyurdun kesenleri astılar / Sen uyudun asılanlar dirildi / Mustafa'm, Mustafa Kemal'im...

İşte böyle her gün halk çocukları, aynı ailelerden, aynı halk kökeninden gelen çocuklar birer kurbanlık koyun gibi ardarda, birer ikişer sırtlarından vurularak, kahvehanelerde kurşuna dizilerek, işkence edilerek, yolları kesilerek öldürülüyor. Ve uğursuz politikacılar söylev üzerine söylev vermeye devam ediyorlar.

-Atam izindeyiz...

Cumhuriyetin temelini elsiz ayaksız yeşil yılanlar kemiriyor; devletimiz NATO generallerinin emrinde; ülkemiz IMF'lerin ipoteğindedir!..

Uyan Gazi Kemal uyan!.. Miralay İsmet'lerle uyan... Karabekir'lerle, Çakmak'larla, Albay Bekir Sami'lerle, Yüzbaşı Selahattin'lerle, efelerle, seymenlerle, işçilerle, köylülerle, aydınlarla uyan!... Uyan Gazi Kemal uyan!

Batı'dan Doğu'ya, Güney'den Kuzey'e, Kuvayı Milliyeci'lerle uyan... Uyan Gazi Kemal uyan!

Devletin devlete, insanın insana kulluğunu yok etmek için uyan... Uyan Gazi Kemal uyan!..

UĞUR MUMCU 29 EKİM 1979 - Cumhuriyet

Berkan Meral Cuma, Temmuz 16, 2010