26 Ağustos 2011

Nimetlerin Farkına Varmak


İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise bars hastalığı olduğu anlaşılıyordu.

Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış şöyle dua ediyordu:

– Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.

Hazret–i İsa kötürüm adama yaklaştı:

– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor. Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen? Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelerek dedi ki:

– Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de O’na şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü lütfeylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:

– Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbime ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!. diye sevinç duaları etmekten kendimi alamıyorum.

Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu kötürüm adama yaklaşan İsa aleyhisselam:

– Ver şu elini öyle ise! diyerek adamın elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.

Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:

– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi peygamber değil misin? der.

– Belli olmuyor mu? deyince:

– Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der. Tebessüm eden Hz. İsa:

– Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar. Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:

– Ey Allah’ın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na bir şükredeyim, diyerek hemen yere iner başını secdeye koyarak der ki:

– Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl ödeyeceğim bu nimetlerin karşılığını?.

Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allah’ın Nebisi işaret eder:

– Benim değil şu secdedeki kötürüm adamın elini öpün!..

Derler ki:

– Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç böyle mutluluk duymadık.

– Öyle ise der, tefekkür edin, siz de düşünün. Düşünen insan sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise mahrumiyet duygusunda kalır.


Bugün Kadir Gecesi...Kadir Gecesi değer gecesidir, Allah tarafından değerli kılınmış bir gecedir. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Bu gece bir ömürden daha hayırlıdır. Ellerin açıldığı, gözlerin dualarla yaşardığı, kalplerin okşandığı Kadir Gecesinde bütün insanların günahlardan uzaklaşıp tövbelerinin kabul edilmesini niyaz ederim. Allah tüm inananları kendi yolundan ayırmasın,vatanımıza milletimizi her türlü beladan uzak tutsun,kahraman ordumuza karada,havada,denizde her zaman ve her yerde zaferler ihsan eylesin...Tüm inanan iyi insanları korusun,onlara iyilikler güzellikler nasip eylesin...Amin...

Berkan Meral Cuma, Ağustos 26, 2011

17 Ağustos 2011

Mumcu'dan

“Bir kalem susar, yerini bir başkası alır. Bu kalemler tükenmez. Ne kelepçeler, ne demir kapılar, ne iddianameler ve ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları, bu kalemleri korkutamadı, bundan sonra da korkutamaz.

Kalemler vardır… Sömürünün vurgunun zırhıdır… Kalemler vardır… Özgürlüğün ve barışın silahıdır… Kalemler vardır, gençlerin idam kementlerinde kırılır atılırlar… Kalemler vardır… Resmi belgelere durmadan imza atar ve kalemler vardır, yılmadan usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar…”

Uğur Mumcu

Berkan Meral Çarşamba, Ağustos 17, 2011

16 Ağustos 2011

Bir Olalım

Bugün Nevşehir'de 48. Ulusal 22. Uluslararası Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri yapılmakta..Ben de Hacı Bektaş-ı Veli'den bir söz paylaşmak istedim:

BİR OLALIM,İRİ OLALIM,

DİRİ OLALIM...

Berkan Meral Salı, Ağustos 16, 2011

Davet



Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

Berkan Meral Salı, Ağustos 16, 2011

22 Temmuz 2011

Birlik Destanı

Allah katında Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni farketmez ona ancak takvanız ve ibadetleriniz ulaşır......Doğarken kulağıma okunan ezanın sesi hala kulaklarımda...Peltek dillimle annemin söyletmeye çalıştığı Elhamdülillah Müslümanım hala dilimde...Gördüklerim gözlerimde...Duyduklarım kulaklarımda...Diyorlar ya;sen doğru dur eğri kendin belli eder...Ben dümdüz dopdoğru burdayım...İnsanları birbirinden ayırmayan tüm canlara gelsin...Veysel der ki;


Allah birdir Peygamber Hak,Rabbül alemin mutlak,Senlik benlik nedir bırak,Söyleyim geldi sırası
Kürt'ü Türk'ü ve Çerkes'i,Hep Adem'in oğlu kızı,Beraberce şehit gazi,Yanlış var mı ve neresi?
Kuran'a bak İncil'e bak,Dört kitabın dördü de Hak,Hakir görüp ırk ayırmak,Hakikatte yüz karası
Binbir ismin birinden tut,Senlik benlik nedir sil at,Tuttuğun yola doğru git,Yoldan çıkıp olma asi
Yezit nedir, ne kızılbaş,Değil miyiz hep bir kardaş,Bizi yakar bizim ateş,Söndürmektir tek çaresi
Kişi ne çeker dilinden,Hem belinden hem elinden,Hayır ve şer emelinden,Hakikat bunun burası
Bu alemi yaratan bir,Odur külli şeye kadir,Alevi Sünnilik nedir,Menfaattir varvarası
Cümle canlı hep topraktan,Var olmuşuz emir Haktan,Rahmet dile sen Allah'tan,Tükenmez rahmet deryası
Veysel sapma sağa sola,Sen Allah'tan birlik dile,İkilikten gelir bela,Dava insanlık davası...

Berkan Meral Cuma, Temmuz 22, 2011

15 Temmuz 2011

Berat Kandili


Berat , Arapça'da temize çıkma anlamına gelir. İnancımıza göre bu gecenin bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle Mübarek Gece; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle de Berat Gecesi ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de Rahmet Gecesi gibi adlar da verilmiştir.Bu Mübarek Gecede Allahımın tüm dualarımızı kabul etmesi niyetiyle kandilinizi kutlarım.

Berkan Meral Cuma, Temmuz 15, 2011

Başımız Sağolsun...


Ali, Ahmet, Ömer, Mehmet, Mustafa, Ercan, Yılmaz, Hüseyin, Yakup, Hasan, Murat, Abdullah... Sayın sayabildiğiniz kadar. Halkın erkek çocuklarına koyduğu ne kadar isim varsa alt alta sıralayın.

Göreceksiniz ki her isimden yüzlerce şehit var.

Hepsi halk çocuğu, hepsi gencecik, hepsi masum.

Dün on üç can gitti, daha önce on beş, ondan önce sekiz! Otuz yıldır her gün gazetelerde birer sayı olarak verildiler. Oysa her ismin arkasında aileler, umutlar, aşklar, geleceğe dair planlar vardı.

Ya sarp bir tepenin başında, ya kör bir dere yatağında parçalanıp gittiler. Mayınlar kollarını, bacaklarını kopardı. Sağ kalanlar, göğüslerine soktukları naylon poşetleri çıkarıp, arkadaşlarının parçalarını topladılar. Oysa daha dün gece nasıl da dertleşmişlerdi, gecenin ıssızlığında baş başa verip nasıl da terhisten sonra neler yapacaklarından söz etmişlerdi. Mayınla parçalanan Ali, “Gel teskere gel” diyerek gün sayıyordu ve her gece rüyasında, babasının söz verdiği gibi hemen evleneceği Aynur’u görüyordu.

Arkadaşının kanlı parçalarını toplayıp poşete dolduran Ahmet, dehşet içinde hem arkadaşının hazin sonunu hem de kendisini bekleyen korkunç kaderi düşünüyordu.

Bir kuytulukta ölüp gittiler.

Arkalarından cenaze törenleri yapıldı. Anaları babaları, bayrak örtülmüş tabutlarına sarılıp, yürek yakıcı feryatlarla ağlaştılar. Siyasetçiler, komutanlar “terörle hiçbir yere varılamayacağını, bu eylemleri yapanların hüsrana uğrayacaklarını” söylediler.

Sonra?

Sonrası hiç!

Hepsi unutuldu. Sadece ailelerinin ziyaret ettiği mezarlıklarda ve evlerinin duvarına asılı, çerçeveli bir fotoğrafta kaldılar.

Ne Ali anlayabildi niye öldüğünü; ne Ahmet, ne Ömer, ne Ercan, ne Mustafa!

Daha dünyayı kavrayacak yaşta değillerdi.

Onların tazecik bedenleri üzerine siyaset yapanları, uluslararası komploları, Orta Doğu üzerinde oynanan oyunları, enerji kaynaklarına sahip olma hesaplarını bilmiyorlardı.

“Vatanın sana ihtiyacı var!” dendi, onlar da davullu zurnalı şenliklerle asker ocağının yolunu tuttu.

Ama hem Türkiye’de hem de dışarıda yürekleri nasır bağlamış, buz bakışlı bir takım insanlar, bu delikanlıları birer insan değil, her an harcanabilecek piyonlar olarak görüyorlardı.

Kuytu boğazlarda, sarp geçitlerde parçalandılar.

Kendileri parçalanırken ailelerinin, sevenlerinin yüreklerini de parçalayıp gittiler.

Ve arkalarından bol bol nutuk söylendi.

Ne demişti Orhan Veli:

“Neler yapmadık şu vatan için

Kimimiz öldük

Kimimiz nutuk söyledik meydanlarda.”

***


Evlatlarımızı yiyen bu iğrenç, bu kirli, bu aşağılık savaşa lanet olsun!

Savaşı bitirmek yerine, ondan yarar uman, çıkar sağlayan canavarlara lanet olsun!

Kardeş kavgasını bitirmeyenlere lanet olsun!

Evlatlarımız ise nur içinde yatsınlar.

Yazar:Ömer Zülfü Livaneli
Kaynak:Gazete Vatan

Berkan Meral Cuma, Temmuz 15, 2011