26 Eylül 2010

Dil Bayramı


İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında 1932 yılında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu 78 yıl önce, 12 Temmuz 1932’de kurulmuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde dil ve tarih, Atatürk’ün en çok önem verdiği olgulardı. Önce 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. Uluslaşmanın en önemli temellerinden bir diğeri de dil idi. Bunun bilincinde olan ulu önder Atatürk, 11 Temmuz 1932 gecesi sofrasında bulunanlara “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sorar. Oradakilerin bu düşünceye katılması üzerine “Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” diyerek Türk Dil Kurumunun temellerini atar. Ertesi gün Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri İçişleri Bakanlığına başvururlar. Sonradan adı Türk Dil Kurumuna çevrilecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur.

Cemiyetin kuruluşuyla birlikte başlayan çalışmalar sürerken, Türk Dil Kurultayının hazırlıkları da başlamıştır. Bu coşku ve heyecan içerisinde Türk Dil Kurultayı toplanır. Kurultaya çok sayıda bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı katılır. Atatürk, Kurultayı baştan sona kadar izlemiştir. Türkçenin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi yolunda Türk Dil Kurultaylarının çok önemli yeri vardır.

Berkan Meral Pazar, Eylül 26, 2010

25 Eylül 2010

Ölmeye Geldik

Sıradışı ve yaratıcı taraftarımızın son ve en güzel bestelerinden bir tanesi:




Sevdalı yüreklerde beyaz sürgünler
Halayla,türkülerle sevdi bu kalpler
Yıldızlar tutuştu siyah beyazla…
Marşlarımız ağlasın kartal aşkıyla
Beşiktaş seninle ölmeye geldik..BEŞİKTAŞ
Gücüne güç katmaya geldik,
Formanda ter olmaya geldik,
Beşiktaş seninle ölmeye geldik.. BEŞİKTAŞ
Barbaros meydanında dün gibi sevdan,
Derin bir nefes çektik abbasağadan,
Bir umudum sensin anlıyormusun,
Hayat yaşanmıyor ki senle olmadan,
Beşiktaş seninle ölmeye geldik.. BEŞİKTAŞ
Gücüne güç katmaya geldik,
Formanda ter olmaya geldik,
Beşiktaş seninle ölmeye geldik.. BEŞİKTAŞ

Bestemizin seslendirilmiş mp3 halini indirmek için tıklayın...

Berkan Meral Cumartesi, Eylül 25, 2010

24 Eylül 2010

Çivi


Arkadaşlarıyla sürekli kavga eden bir genç varmış. Birgün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.

- Birgün arkadaşlarınla tartışıp kavga ettiğinde, her seferinde bu tahta perdeye bir çivi çak, demiş.

Genç ilk gün tahta perdeye otuz yedi çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış. Zaman içerisinde çaktığı çivi sayısı azalmış. Nihayet bir gün gelmiş ki o gün çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne getirmiş. Oğluna;

- Bugünden başlayarak tartışmayıp, kavga etmediğin her gün için tahta perdeden bir çivi sök, demiş.

Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki, her çivi çıkartılmış. Babası ona;

- Aferin, iyi davrandın. Bu tahta perdeye dikkatle bak. Birçok delik var. Artık hiç bir şey geçmişteki gib güzel olmayacak. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü sözler söylenir. Her kötü kelime, bir yara yani delik bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affetiğini söyleyebilirsin. Bu delikler aynen kalacak ve kapanmayacak. Bir arkadaş, ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir. Sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, dinler. Sana yüreğini açar, demiş.

Berkan Meral Cuma, Eylül 24, 2010

Çarşı'dan Mesaj


Sevgili Beşiktaşlılar, Karakartallar, Kardeşler, Siyah-Beyaz Spor Kamuoyu

Tribün değerlerinin günbegün yozlaştığından dem vuran tespitler yumağı çığ gibi büyürken, arma sadakatinin kombine sahibi olmak noktasına indirgendiğinden dem vurulurken, bize karşılıksız sevdaların çok eskide kalan siyah-beyaz filmlerin gözyaşlarında eridiği anlatılırken ses tellerimizi değil yüreklerimizi titreten o çığlıkla verelim cevabımızı: Ben bir Beşiktalıyım, ne mutlu bana.

Beşiktaşlı olmanın anlamını düşünerek değil yaşayarak camiamıza bir davette bulunmak arzusundayız. Sevdamızın gururu, kerameti kendinden menkul spor yazarlarının sporcularımıza verdiği maç sonu puanlarıyla ölçülebilir mi? Formamızı giydiği, armamızı öptüğü için şeref duyduğumuz sporcularımızın sayısı, yabancı kontenjanlarıyla, ülkemizin değişen insan kalitesiyle gitgide azalırken bu nadir değerleri el üstünde tutmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Şampiyonluklar gelir, şampiyonluklar geçer. Maçlar kazanılır, sevinç şarkıları söylenir. Fakat gerçek bir Beşiktaşlının armamızı öperken gözlerinde filizlenen ışığın kıymeti hiçbiriyle ölçülemez.

Büyük Beşiktaş Taraftarı,

İşte bu yüce bilinçle dar zamanlar geçirdiğini düşündüğümüz, sıkıntılar ve şanssızlıklarla boğuşan hele kökten Beşiktaşlı kardeşlerimize sahip çıkma vaktidir. Beşiktaş’ın çocuğu diye bağrımıza bastığımız “elimizde büyümüş” evlatlarımızı kurda kuşa yem etmek bize yakışmaz. Utanç duyulacak bir hatayla formamızı kirletmeyen ancak sportif olarak beklentilerimizi karşılamaktan uzak oyuncularımıza karşı tutumumuz onu (onları) yuhlamak olmaz, olamaz.


Evlatlarımıza sahip çıkma günüdür. Beşiktaşlı olmanın haklı gururu, Çarşı’nın Baba Hakkı’dan öğrendiği ahlak bunu gerektirir. Bu ahlaka aykırı tutumu gerektiği biçimde uyarmak her Beşiktaşlının görevidir, kendi evlatlarımızı kendi dişlerimizle çiğnemek Beşiktaşlının tutumu olamaz. Beşiktaş Çarşısının her neferi de bu çirkin durumu kendi tribün konumu ve gücü ölçüsünde engellemek zorundadır. Oyuncularımızı ıslıklamayalım. Sendeleyene omuz verelim ki büyüsün umudumuzun fidanı.

Forza Beşiktaş

Berkan Meral Cuma, Eylül 24, 2010

Nefret

Mıknatıs demire sormuş:
-En çok kimden nefret edersin?
-Senden demiş demir;çünkü çekersin,ama kendinde tutacak kadar gücün yoktur.

Berkan Meral Cuma, Eylül 24, 2010

Shakespeare 'den

Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun, güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun, rüzgarı sevdiğini söylüyorsun rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun. İşte bundan korkuyorum çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun.

Berkan Meral Cuma, Eylül 24, 2010

22 Eylül 2010

Taraf Olmak

Nemrud, İbrahim peygamber'in ateşte yakılması emrini verdikten sonra meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış.Odunları tutuşturmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış çocuklar. Korkmuş kaçmış bütün hayvanlar. İbrahim peygamber'i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler. Atacaklarmış ki Nemrud'un ne güçlü bir kral olduğunu anlasın, görsün; bir daha ona karşı gelmesin İbrahim peygamber. Bu sırada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru.
başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp:
"Bu acelen niye? Nereye böyle?"
Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, "Duymadın mı" demiş. "Nemrud, İbrahim peygamber'i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum."
Bu sözleri duyan karınca kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. "Sen şu ateşe dönüp yüzünü hiç bakmadın mı?" diye sormuş. "Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?"
Su taşıyan karınca, "olsun" demiş. "Hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır."

Berkan Meral Çarşamba, Eylül 22, 2010